Hz.Adem ve Hz.Havva

Allahü Teâlâ, kendi varlığını bilsin, ibâdette bulunsun ve yer yüzünü de imâr etsin diye insan varlığını yaratmayı mürad ettiği zaman, Meleklerine:

— «Ben yer yüzünde muhakkak bir halife yapacağım, bir halife tâyin edeceğim ki kendi irademden kudret ve sıfatımdan ona bazı selâhiyetler vereceğim ki, o bana vekâleten mahlûkatım üzerinde bir takım tasarruflara sahip olacak, benim nâmıma hükümler icra edecek, benim vekilim olarak benim emirlerimi, benim kanunlarımı tatbike memur bulunacak. Sonra onun arkasından gelenler ve ona halef olarak yâni vazifeyi icra edecekler bulunacaktır,» buyurdu.
Melekler bir taraftan bundaki şerefi takdir ettiler, diğer taraftan da yeryüzündeki bir mahlûka böyle yüksek bir irade selâhiyeti bahşedilmesinde bir şer ihtimalinden de korktular. Allahü Teâlâ bundaki gizli hikmetlerini de bildirmediği için:
— «Ey Rabbimiz! Yer yüzünde onu fesada Verecek, onda fesadlar çıkaracak ve kanlar dökecek bir mahlûk mu yaratacaksın? Halbuki biz hep sana hamdederek, daima seni tesbih ve takdis edip dururken,» dediler.
Ve bu suretle maksatları —hâşâ itiraz olmayıp hikmetini sormak olduğunu bildirdiler, mamafih bununla hilâfete zımnan bir rağbet de gösterdiler. Allahü Teâlâ cevaben:
— «Her halde ben sizin bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim,» buyurdu. Melekler bu cevap karşısında sustular ve birbirlerine:
— «Elbette rabbımız her şeyi bilir, faydası olmayan bir mahlûk yaratmaz,» dediler.

Allahü Teâlâ, Meleklere: .

— «Muhakkak ben, kuru çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan bir beşer yaratacağım, binaenaleyh ben, onu tam bir insan kıvamına koyup içine ilâhî bir emrim olan ruhtan feyiz verdiğim vakit, onun için secdeye kapanın,» dedi.

Bunun üzerine Melekler, hepsi toptan secde ettiler, ancak iblis dayattı, kibrine yediremedi ve secdeden kaçındı. Çünkü o- kendisini en üstün mahlûk kabul ediyordu.

Allahü Teâlâ:

— «Ya iblis! Sen niçin secde edenlerle beraber olmadın?» dedi. iblis de:

— «Benim bir kuru çamurdan, bir sûretlenmiş balçıktan yarattığın bir beşere secde etmem mümkün değildir. Zira ben ateşten yaratıldım, Ateş’ise topraktan üstündür,» dedi ve bu bâtıl kıyasıyla itaat dairesinden çıkarak fiilen kâfir oldu.Allahü Teâlâ: .

— «O halde, çık oradan, çünkü sen tard olundun. Ve bu lanet ceza gününe kadar üzerindedir.» Şeytan:

— «Rabbim! öyle ise bana onların tekrar dirilecekleri güne kadar mühlet ver,» dedi.

Allahü Teâlâ da ba’s gününe kadar değil, ecel günü yani birinci sürün üfürülmesine kadar mühlet verdiğini bildirdi

Bunun üzerine Şeytan:

— «Ya rabbi! benim azgın ve asiliğime hükmetmekliğin vesilesiyle yemin ederim ki, ben, o insanlar için yer yüzünde ziynetler yapıp onları kandırarak hepsini yoldan çıkaracağım, ancak içlerinden mıhlasın Kulların müstesna. Yâni hâlis taatın için seçilmiş lekesiz has kulların aklanmazlar,» dedi.

Allahü Teâlâ, Şeytanın beşerin ilk maddesine bakarak onlara mutlak tahakküm edebileceğine kaail olmasına rağmen, muhlas kullar için hakkı teslim etmesi üzerine buyurdu ki:

— «işte bu dediğin, sahiplerini azıtamayacağını itiraf ettiğin o ihlâs ve tevhîd, bana kavuşturan dosdoğru bir yol, hak bîr kanundur. Hakikaten kullarım üzerine ne sözle ilzam edecek bir delilim, ne fiilen musallat olacak bu kudretin yoktur. Ancak sana uyan azgınlar müstesna. Yani ancak onları sürükleyebilirsin. Fakat o da senin hükmün ile değil, onların iradelerini kötüye kullanarak sana uymaları ve arkana düşmeleri sebebiyledir. Yoksa muhlaslara tasallut edemediğin gibi, diğerlerine de edemezsin. Şüphesiz Cehennem de o sana uyan azgınların vaad olunan yerleridir.»

Allahü Teâlâ, insanın şerefli, itibarlı ve kendisine halife olmaya lâyık bir mahlûk olduğunu göstermek üzere Hz. Adem’e bütün esmayı talim ederek ilim ve kelâm sıfatlarına mazhar kıldı, sonra da o âlemini Meleklere işaret ederek:

— Haydin, siz îmân ile ifade etmek istediğiniz hilâfete lâyık olma dâvanızda isabetli iseniz; işte bunların isimlerini bana güzelce haber veriniz, buyurarak onları, acziyetlerini izhar ve isbat için imtihan etti.

Bu imtihana karşı Melekler:

— Subhansın ya Rab! Senin bize bildirdiğinden başka bizim hiç bir ilmimiz yoktur, her şeyi bilen ve dâima bilen âlim, her şeyde hakim, hakikaten Sensin ve ancak Sensin, diyerek acziyetlerini izharla tesbîh eylediler.

Melekler acziyetlerini izhar ve hikmet ilmini teslim edince, Allahü Teâlâ: .

— Ya Adem! Meleklere şunların isimlerini güzelce haber ver, dedi, Bu hitabı ile halifenin kim olacağına da işaret buyurdu ve böylece Meleklerden sonra Hz. Adem’i de bu emir ile imtihan etti. Bunun üzerine Hz. Adem o arz olunan şeyleri isimleriyle haber verince, Allahü Teâlâ, Meleklere:

— Ben size, Ben bütün arz ve semânın gaybını bilirim, demedim mi? Ve siz ne açıklıyorsunuz ve ne gizliyorsunuz, onu da biliyorum, buyurdu.

Allahü Teâlâ Hz. Adem’e eş olarak kendi kaburga kemiğinden Havva validemizi yarattı ve:

— Ya Adem, sen ve zevcen şu Cennette rahat yaşayınız. Nimetlerimden bol bol yiyiniz. Ancak şu bur ağaca yaklaşmayınız, meyvesinden yemeye kalkışmayınız ki haddini aşanlardan olursunuz, buyurdu. Ve Şeytanın kendilerine düşman olduğunu bildirerek onun sözüne kanmamalarını istedi.

Allahü Teâlâ onlara yalnız bir ağacın meyvesinden yemelerini yasaklamıştı ki, bu suretle insana, iradesini kullanmayı ve nefsine hâkim olmayı öğreterek mükellefiyetten azade olmadığını hatırlatıyordu.

Onlara verilen bu nimetler üzerine ilâhî huzurdan kovulan ve insanoğluna ebedî düşmanlığını ilân eden Şeytan, ilk olarak kendilerinde örtülüp gizlenen kötü yerlerini meydana çıkarmak; avret mahallerini açmak için ikisine de vesvese vermeye başladı. Hz. Adem ve Havva bu âna kadar yaratılışlarında kendilerini utandıracak ve tiksindirecek çirkin pis şeylere mahal olacak kötü yerlerini ne kendilerinde ve ne de birbirlerinde görmüyorlar ve hattâ bilmiyorlardı. Settârul’ uyub olan Halik Teâlâ evvel emirde onu örtmüş ve kendilerinden gizlemişti.

Şeytan nihayet bir fırsatını bulup onlara yaklaştı ve:

— Ey Adem! Sana, seni burada ebedî kılacak bir devleti haber vereyim mi? Diyerek, Allahü Teâlânın yaklaşmamalarını emrettiği ağacı gösterdi.

Hz. Adem, Şeytanın bu sözlerine aldırış etmedi, ancak şeytan da vesvesesinde yılgınlık göstermedi ve:

— Rabbimiz sizi bu ağaçtan başka bir sebeple değil, ancak iki Melek olacağınız veya bu Cennette ebedî kalacağınızdan dolayı nehyetti. Yani bundan yerseniz ya Melekler gibi yemek, içmek ihtiyacından müstağni olursunuz, yahut ölüm yüzü görmez burada ebedî kalırsınız, dedi. Kendisine inanmaları için de yemîn ederek, «ben sizin nasihatçınız ve hayrınızı isteyicinizim» diye emîn olmalarını istedi.

Hz. Adem ve Havva hiç bir kimsenin yalan yere Allaha yemin etmeyeceğini düşünerek yanıldılar ve bu ağaca meylettiler. Hz. Adem burada içtihadında isabet edemeyerek, o nehyedilen ağacın cinsinden olan başka bir ağacın meyvesinden yemekte bir mahzur olmayacağına hükmetti ve beraberce Allahü Teâlâ’nın yasak kıldığı ağacın meyvesinden tattıkları vakit örtülü ve gizli olan avret mahalleri açılıverdi. Bunun üzerine hayalarından derhal üzerlerine Cennetin incir yaprağından yamalar yamamağa başladılar. Allahü Teâlâ da kendilerine şöyle nida etti:

— Ben sizi o ağaçtan nehyetmedim mi idi? Şeytan size açık bir düşmandır demedim mi îdi?

Hz. Adem ile Havva cevaben:

— Ey Bizim rabbimiz! Biz kendimize zulmettik, eğer sen bize rahmet ve mağfiret etmezsen, en büyük zarar ve felâketin içinde kalanlardan olacağız, diye tevbe ve niyazda bulundular.

Allahü Teâlâ, Hz. Adem, Havva ve Şeytan’a hitap etti:

— Haydi, bâzınız bâzınıza düşman olarak yer yüzüne ininiz. Size orada bir müddet için karar edip nasiplenmek ve geçinmek vardır. Orada yaşayıp orada ölecek ve yine ondan çıkarılacaksınız.

Hz. Adem ve zevcesi, dolayısıyla insan nevi yer yüzünde böylece mekân tuttu ve Şeytanla mücadele ederek Rabbından telâkki ettiği kelimelerle tevbe ve istiğfarda bulundu. Allahü Teâlâ’nın emirleri ile amel etti ve tevbeleri de kabul olundu. Çünkü Allahü Teâlâ esirgeyici ve bağışlayıcıdır.

Hz. Adem beş şeyi ile bahtiyar olmuştur:

Hatâsını itiraf, pişmanlık, nefsini kötülemek, tevbeye devam ve rahmetten ümidi kesmemek.

iblis de beş şey ile bedbaht olmuştur:

Günahını ikrar etmemek, pişmanlık duymamak, kendini kötülemeyip azgınlığını Allahü Teâlâ’ya niubet etmek ve rahmetten ümidini kesmek.

Ahnef ibni Kays, Medine’de Müminlerin Emiri Hz. Ömer’i görmek ister, bir de bakar ki büyük bir kalabalık halka halinde toplanmış, Kâ’bül’ahbar onlara vaaz veriyor ve şunları anlatıyor:

— Âdem aleyhisselâma vefat emri geldiği zaman; «Ya Rab, düşmanım iblis, beni meyyit halinde görünce kendisi kıyamet gününe kadar mühlete kavuşmakla sevinecek, bana şamata edecek,» dedi. Cevap verildi ki:

— «Ya Adem, sen Cennete iade olunacaksın, o mel’un ise evvelkilerin ve sonrakilerin adedi kadar ölüm acısını tatmak için tehu olunacak.»

Sonra Hz. Adem, Melekül’mevt Azraile:

«— Ona ölümü nasıl tattıracaksın? Vasfını bana anlat,» dedi.

Onun ölümünün vasıfları anlatıldığı zaman, Hz. Adem:

«— Ya Rabbi! Kâfi» dedi

Bunun üzerine orada vaazı dinleyen insanlar, heyecana gelerek;

«— Ya Ebâ İshak! O nasıldır? bize anlat» dediler.

Kâ’b’ın anlatmak istememesi üzerine çok İsrar ettiler, bunun üzerine dedi ki:

— Allahü Teâlâ, birinci sûr’un ufürülmesi akabinde Azrail’e diyecek ki:

— «Sana yedi Sema ve yedi Arz ahalisinin kuvvetini verdim ve bugün sana bütün gadap kisvelerini giydirdim. Şiddetli gadabımla in, o tard olunmuş İblis’e artık ölüm acısını tattır, sakaleynden evvel ve ahirlerin acılarını hep birden ihtiva etmek üzerine bütün illet ve hastalıkları yüklet. Beraberinde gayz ve gadapla dolu yetmiş bin zebani, her biriyle de Cehennem zincirlerinden zincirler, tomruklarından tomruklar bulunsun. Cehennem kancalarından yetmiş bin kanca ile o mel’unun kokmuş canını çıkarın. Malik’i de çağırın Cehennem kapılarını açsın.» Bunun üzerine Azrail öyle bir suret ile inecek ki ona Semâ’ların ve Arz’ların ahalisi baksa korku ve dehşetlerinden derhal ölürlerdi, inecek, Iblis’e varıp «dur, ya habis! Artık sana ölümü tattıracağım, çok ömür sürdün. Nice nesilleri azdırdın, yoldan çıkardın. Ancak işte malûm vakit geldi.» diyecek. Mel’un Şeytan Doğuya kaçacak, bakacak Melekül’mevt gözleri önünde, Batıya kaçacak bakacak yine gözlerinin önünde, denizlere dalacak denizler kabul etmeyecek, hâsılı yer yüzünün her tarafına kaçacak, sığınacak kurtulacak hiç bir yer bulamayacak, sonra Dünyanın ortasında, Hz. Adem’in kabri yanında duracak veya Doğudan Batıya Batıdan Doğuya topraklarda sürünecek, nihayet Adem aleyhisselam’ın yer yüzüne indiği mevzîye varınca Arz, bir kor gibi olacak Zebaniler kancaları takıp didikleyecekler de didikleyecekler. Allahü Teâlâ’nın dilediği zamana kadar can çekişip azap içinde kalacak. O böyle can çekişirken Hz. Adem ve Havva’ya’da:— «Kalkınız düşmanınız ölümü nasıl tadıyor, bakınız» denecek. Kalkacaklar, onun çektiği azabın şiddetine bakacaklar da:

— «Ya Rab, bize nimetini tamamladın» diyecekler.

Reklamlar

23 Yorum

  1. selda said,

    Ocak 9, 2007 8:38 pm

    bi kere havvanın doğum yerini yazmanız gerekiyo asıl önemli olan oooo

  2. metin said,

    Şubat 9, 2007 10:17 pm

    islam inanışının çizdiği adem yani ilk insan portresinin özellikleri günümüz insanıyla aynı. kaynaklar incelendiğinde de adem demir işlemeyide biliyor. demir işleme İ.Ö 1300 yılında bulundu yani adem günümüzden yaklaşık olarak 3300 yıl önce dünyaya geldi. bu durumda önceki medeniyetler sümerler vb. insanlar ile bilimin insanın atası olarak verdiği sırasıyla hominler (insanımsılar), homo erectus (yürüyebilen insan), homo habitus (elbecerileri gelişen insan), homo sapiens (düşünen insan) ve homo sapiens sapiens (düşündüğünün farkında olan yani günümüz insanı)’i nereye koyacağız adem tüm bunlardan önde o yüzden bu insanlar adem geldiğinde yokmuydu yada Kur’an bunları yok mu sayıyor?

  3. RESUL KAYA said,

    Şubat 16, 2007 2:58 pm

    Metine Cevaben ; Her halde ben sizin bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim,» buyurdu. Melekler bu cevap karşısında sustular ve birbirlerine:
    «Elbette rabbımız her şeyi bilir, faydası olmayan bir mahlûk yaratmaz,» dediler.

    cevabın yukardaki ve aşağıdaki şeylerin içinde sen kafanı takma böle şeylere insan ne biliorki ben sana desem ki ya “bilim” dediğinin %1 bile insan bilmiyor desem sen bu %99 kenara bırakıp o %1 in mi peşinden koşucaksın….

    “””””— «Ey Rabbimiz! Yer yüzünde onu fesada Verecek, onda fesadlar çıkaracak ve kanlar dökecek bir mahlûk mu yaratacaksın? Halbuki biz hep sana hamdederek, daima seni tesbih ve takdis edip dururken,» dediler.
    Ve bu suretle maksatları —hâşâ itiraz olmayıp hikmetini sormak olduğunu bildirdiler, mamafih bununla hilâfete zımnan bir rağbet de gösterdiler. Allahü Teâlâ cevaben:
    — «Her halde ben sizin bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim,» buyurdu. Melekler bu cevap karşısında sustular ve birbirlerine:
    — «Elbette rabbımız her şeyi bilir, faydası olmayan bir mahlûk yaratmaz,» dediler.””””””

  4. ibrahim bilir said,

    Şubat 18, 2007 8:32 pm

    hz havva mı önce dunyaya gonderidi yoksa hz ademmi
    tam anlayamadım acıklanırsa memnun olurum

  5. metin said,

    Şubat 20, 2007 1:59 pm

    resul bey,
    bizler birilerinin tebasımı olacağız yoksa bireymi? önce buna karar vermemiz gerek. eğer teba olmak istiyorsak bu çok kolay hiç bir şeyi kafamıza takmak gerekmez. herşeyi olduğu gibi kabul ederiz olur biter. bu işin en kolaycı yanı hatta akıl kullanmadan kaçış bir yerde. o zaman akıl taşımamızın hiç bir anlamı da kalmaz bir yerde. bunu doğada bizim dışımızdaki hayvanlar yapıyor zaten. ama eğer birey olacaksak, olmak istiyorsak. araştırmalı, aklı kullanmalı, tahlili yapıp karara kendimiz varmalıyız. işte o zaman kendine saygısı olan, aklını kullana bilmiş bir birey oluruz., yoksa bundan 1400 sene önce (doğru yada yanlış) kutsal olduğu iddia edilen bir takım ritüellere göre hayatımıza yön verirsek bence ancak teba olabiliriz. bakın peygamber ibrahim bile sorguluyor direk allah ile temasta olmasına rağmen Bakara süresi 260. ayet: “Bir zamanlar İbrahim de: “Ey Rabbim! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster!” demişti. Allah: “İnanmadın mı ki?” buyurdu. İbrahim: “İnandım, fakat kalbim iyice yatışsın diye istiyorum.” dedi. Allah buyurdu ki: “Öyle ise kuşlardan dördünü tut da onları kendine çevir, iyice tanıdıktan sonra (kesip) her dağın başına onlardan birer parça dağıt, sonra da onları çağır, koşa koşa sana gelecekler ve bil ki, Allah gerçekten çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.””

  6. inci said,

    Nisan 3, 2007 10:55 am

    metin beye ithafım 😦 bunca sene süre gelen ve inanıklarımız için sizden rica ederim bizi yanıltmayınız.Allahın varlığından sayenizde şüphe eden bir kuzenin var .sırf sizin yazdıklarınızdan etkilenerek .Madem okadar araştırma içerisinde iseniz siz bu iddaa ettiklerinizi kanıtlayınız o zaman.Bizim kanıtlarımız yok ama sizlerin de yok .Hz ademle ilgili bildiğinizi sandığınız şeyleri nereden ögrendiğinizi bende bilmek isterim .yani normal insanların yaptıklarını yapıyordu gibi .tabi yapacak tı dünyaya indikten sonra haşa yine oturup meyvemi yiyecekti .Göz görmedikten sonra inanmayacak olursak o zaman dünyada yalan .siz gördünüzmü dünyayı kendi gözünüzle

  7. Metin said,

    Nisan 9, 2007 10:28 pm

    Sayın İnci Hanım,

    Öncelikle şunu söylemek istiyorum. lütfen miras müslümanı olmayın. inandığınız ve o şekilde yaşamaya çalıştığınız dini araştırın. Kur’an’ın bir çok yerinde Adem’in vasıfları yazıyor. Çeşitli ayetlerde O’nun okur-yazar olduğu, O’na tüm isimlerin öğretildiği, tarım yaptığı, demiri işlemeyi bildiği vs. bu özelliklerden en eskisini yani demiri işlemesini ela alırsak arkeolojik verilere göre demirin işlenmeye başlaması İ.Ö 3000 yılına dayanır. yani Adem bu hesapla 5007 yaşındadır. gene bilimsel verilere göre (fosiller, radyoaktif karbon testleri vs.) ilk insan olarak adlandırılan homo erektusun yaşı 7,5 milyon yıldır. yani ademden milyonlarca yıl önce dünyamız üzerinde insanlar ayakta yürümeye başlamışlardır. ilk yazımda da belirtiğim gibi ademden önce yer yüzünde insanlar vardı. Bu ve daha geniş anlatımı ile konuyu Diyanet işlerine yazılı sordum aradan 8-10 ay geçmesine rağmen hala cevap alamadım. Kur’an öğretisine göre Adem tüm insanların babasıdır. günümüz insanları onun çocuklarıdır. bir yanda bilimin ezber olmayan elle tutulur, gözle görülür, deney ve gözlemlere dayalı çalışmalarıyla ortaya çıkmış kanıtları, öbür yanda ise sadece ve sadece iman. tabiki tercih insanların. şimdi sizi bir hayale davet ediyorum. siz bir bilim kadınısınız ve insanın evrimi ile ilgili tüm dünya bilim insanlarının davet edildiği bir konferansa davet edildiniz ve son konuşmacısınız. diğer bilim insanları insanın evriminden çeşitli bölümleri anlattı tabiki bilimsel yöntem ve kanıtlarla ve sıra size geldi. kürsüye çıktınız ve ilk cümleniz şu:”sayın davetliler siz yanılıyorsunuz. insan bir evrimin ürünü değildir ve olamaz. insanlar Adem’in çocuklarıdır… Kanıt mı istiyorsunuz? Kur’an’da öyle yazıyor” konuşmanız üzerine salonda ki havayı lütfen hayal etmeye çalışın. bu durumun farkında olan ve gerek samimi inancından vazgeçemeyen ve gerekse maddi, sosyal menfaatlerinden dolayı açık açık konuşamayan bazı sözde din aydınları yada, islam probagandistleri durumu Kur’an’da Adem’e halife olarak seslenen bir ayeti delil göstererek, O’nun ilk insan değil sadece insanlara yönetici olarak yeryüzüne geldiğini iddia etmektedirler. bu örnekle size bir seçenek daha sunuyorum. taktir sizin. kuzeninize gelince o kendi doğrularını kendisi bulacaktır. unutmayın ki çoğunluğun doğruları illaki doğru olacak diye bir beklenti içine girmek yanlışlıktır. bu konuda özellikle yukarıda bahsettiğim ayetleri merak ediyorsanız siz ve o bana yazabilirsiniz metinguzelyurt@mynet.com saygılarımla.

  8. adnan said,

    Nisan 22, 2007 12:29 am

    anlatılanlara katılmamak elde değil.bunu şu ayetle desteklemek mümkün.her canlı ölümü tadacaktır.şeytana sadece kıyamete kadar süre verilmiştir.insanların son nefeslerinde şeytan hala kandırmaya çalışıyor,ama günün birinde azrail onada gelecek canını en kötü bir biçimde alacak.kıyamet günü ateşli kubbeye ilk olarak şeytan girecektir.sonrada onun yolunda gidenler.ayrıca şu da var madem her canlı ölümü tadacak,sura ilk üfüürldüğünde tüm canlılar ölecek.ve en son azrailde kendi canını alacaktır.tüm camları alan azrailde kendi canını alarak ölümü tadacaktır.allah daha doğrusunu bilir….

  9. cenk oklap said,

    Nisan 28, 2007 6:15 pm

    hz.adem önce yaratılmıstır,çünkü hz.adem(Aleyhisselam)’ın kaburga kemiğinden hz.Havva Validemiz yaratılmıstır ve selda ya cevaben hz.Havva Cidde’ye indirilmiştir….

  10. merve said,

    Nisan 28, 2007 10:25 pm

    evet metin bey yazilarinizdan anladigim kadari ile ; kurani bilen ,biyolojiyi bilen ,edebiyati bilen yani bilgili bir insansiniz.
    o zaman müsadenizle size bir kac tane soru sormak istiyorum.
    -Bizim gercekten cok kisa bir sureligine bulundugumuz dünyada hic bir sorumlulugumuz yokmu?
    -Hücrelerin , DNAlarin, günesin, günes sisteminin ,icerisinde sadece bir nokta gibi ,kücücük görünen Evrenin ,narin bir kelebegin ,sanki kölelerimizmis gibi bize sürekli bikmadan süt veren ineklerin, renklerin, kokularin ,görme yetenegimizin, …, ve enbüyük nimetimiz olan aklimizin nasil bukadar mukemmel bir sekilde var oldugunu kendinize nasil acikliyorsunuz? yani sizin deyiminizle akil tasimamizin anlami ne?
    bence bunlarin sacece tesadüflerin sonucu olduguna inananlar (bilim insanlari ) kendilerine daha kolay bir cevap secmisler. Cunku o zaman hic bir sorumluluk yok.
    -sabah kalktiginizda veya aksam yatarken akliniza neden var oldugunuz sorusu geldiginde nasil cevap veriyorsunuz?
    -bilime cok guveniyorsunuz ama bilimin cok fazla hata yaptigini unutuyorsunuz.bundan daha 30 yil önce söylenen pedogoji kurallarinin yani her bireyin her istedigini yapmasi tezleri bugün tamamen yanlis kabul ediliyor.
    kimyada maddenin dört elementten olustugu da bundan yüzyillar önce kesindi, ama simdi bununda yanlis oldugunu görüyoruz.
    insanlarin sacece bugünün sartlari ile dogru dedikleri seylerin yarin yalnis olmaacagina nasil inanabiliyorsunuz?
    rasul beyinde tartismanin ilk basinda dedigi gibi aslinda insan gercekten cok cahildir.bukadarcik bilgisiyle bile kendini yaratana bas kaldirabiliyorsa cok cahildir.
    yazinizi okuduktan sonra cevap yazma geregi duydum cünkü yazmasaydim kendimi sorumsuzlukla suclardim.
    bir soru daha sormak istiyorum son soru :
    bu tartismayi neden baslattiniz cok merak ediyorum.uzun bir yazi ile sabirla cevap vermissiniz.insanlarin size göre yalnis seylere inanmasi sizi neden rahatsiz ediyor?
    Ne icin yaptiginizi bilmiyorum ama eger sorularima cevap verme zahmetinde bulunursaniz cok sevinirim.
    saygilarimla

  11. ORHAN said,

    Nisan 30, 2007 7:09 pm

    Bu tartışmaya noktayı koymak için geldim bende bugüne kadar hep müslümanlığa inandım ama bu inanış ve birçok insanın inanışı sadece toplum içinde yetiştikleri öğretilerden ileri geliyor yani bir insanı dağın başına koysaydınız yada bir insan topluluğunu dünyaya yeni gelmiş onlarında allaha inanacağını mı varsaycaktınız şunu unutmayın hiçbir zaman SUBJEKTİF olmayın OBJEKTİF olun eğer bilimi yalanlıyorsanız siz karşınızda durduğunuz ve şu an bu yazıyı okumuş olduğunuz ekranları da yalanlıyorsunuz çünkü onlar bilimin bir buluşudur doğada bunlar önceden mi vardı bilgisayarlar otomobiller uçaklar vb. teknolojik gelişmeler şunu unutmayın bilim hiçbir zaman yalan söylemez çünkü yalan söyleseydi ve OBJEKTİF olmasaydı siz ne dünyanın yuvarlak olduğunu bilirdiniz bir aralar öküzün boynuzunun üstünde olduğu gibi sanırdınız nede bi Amerika kıtasındaki kovboyları bilirdiniz nede Afrika da ki zencileri siz sadece bulunduğunuz kıta üstünden ibaret sanardınız dünyayı ŞUNU UNTMAYIN İNSANLAR DÜZEN KURAR HAYVANLAR İSE DÜZENE UYAR eğer siz düzene uyacaksanız bügüne kadar süre gelen düzene sizler birer hayvan zekasına sahipsiniz hayvanlar sadece doğadaki ekolojik dengenin birer parçasıdır onlar bir düzen kuramazlar kursalardı dünyaya tek bir hayvan hakim olurdu oda aslanlar O ZAMAN ZEKA TAŞIYORUM DÜNYADAKİ EN ÜSTÜN CANLI BENİM DİYORSANIZ SORGULAYIN SORGULAMAZSANIZ HERŞEYİ OLDUĞU GİBİ KABUL EDER BİR HAYVAN GİBİ YAŞARSINIZ SADECE VARSAYILAN BAZI DENGELERİN PARÇASI OLURSUNUZ. İnsanlarda birşeylere inanma ihtiyacı doğuyor neden ? nedenini söylüyümmü size = İNSANLAR EKSİK YÖNLERİNİ TAMAMLAYABİLMEK İÇİN BİRŞEYLERE SIĞINIRLAR NELEREMİ İŞTE KİMİ İÇKİYE KİMİ SİGARAYA KİMİ ALLAHA ( var yada yok ) yani bütün olay insanların kendi akıllarında bitiyor. Şimdi diyeceksiniz ki herşeyin bir varsayım olduğunu farzedelim peki biz nerden geldik diyeceksiniz BUNUN İSPATINI NE SİZ NEDE BİLİM YAPABİLMİŞTİR BUGÜNE KADAR herkes birşey varsayar kimi der uzaylılar getirdi bizi kimi der maymundan geldik kimi der bizi Allah yarattı o yüzden bunun ispatını kimse yapamaz EĞER ŞÜPHE ETMEZ HERŞEYİ OLDUĞU GİBİ KABUL EDERSENİZ siz bunların herhangi birine inanabilirsiniz BEN OBJEKTİF AKIL TAŞIYAN BİRİYİM DİYOSANIZ HERKEZİN HER DEDİĞİNE İNANMAZSINIZ İNANACAĞINIZ TEK BİRŞEY VAR ODA SİZLERİN ARAŞTIRMALARI VE BİLİMİN ARAŞTIRMALARIDIR eğer illaki ben nerden geldiğimizi merak ediyorum diyosanız hiç kimse sizi tutmuyor gidin araştırın ŞUNUDA UNUTMAYIN BİLİM İNSANLARIN HİÇBİR ZAMAN MAYMUNDAN GELDİĞİNİ YADA ŞURDAN BURDAN OLUŞTUĞUNU SÖYLEMEMİŞTİR SADECE VARSAYMIŞTIR AYNI ALLAHIN BİZLERİ YARATTIĞINA İNANLAR GİBİ BİLİMİNDE KESİN BİR İSPATI YOKTUR Ben bu konuya OBJEKTİF yaklaşmaya çalıştım isteyen istediği gibi yorumlayabilir yazdıklarımı ben kimseden taraf değilim onu bilin ben sadece aklımın ve zekamın yettiği şeylere inanırım metin beyinde yazdıklarına yalan diyemezsiniz çünkü o kendi bulguları yada varsayımları ile ilgili bir şeyler yazmamış ve objektif yaklaşmıştır konuya bilim belki 7.5 milyon yıl önce insan iskeleti bulmuş olabilir bunda doğruluğunun % 100 olduğu söylenmez tabi kuranda ilk insan adem denebilir bununda % 100 olduğunu söyleyemezsiniz O yüzden kimse kimseye inancı konusunda karışamaz ama tartışılıp sorgulanabilir bugün toplumlar içinde bunun çatışmalarını görüyoruz aşırı dinciler aşırı dinsizler v.b. şeyler insanları toplumda birbirinden ayırıyor ve birbirine düşman haline getiriyor buda olayın başka bir boyutu SON SÖZÜM ŞU OLACAK DOĞRU YADA YANLIŞ HERHANGİ BİR İNANIŞ HİÇ FARKETMEZ İNSANLAR BİRBİRİNE SAYGI DUYMAZSA HERKES AYNI ŞEYE BİLE İNANSA ÇATIŞIR ÖNCE SAYGI SONRA SEVGİ AKIL VE MANTIK ESASTIR KENDİNİZE YAPILMASINI İSTEMEDİĞİNİZ HİÇBİRŞEYİ BAŞKALARINA YAPMAYIN EN İYİ HAYAT FELSEFESİDE BUDUR HUZURUN YERİNDE OLMASI İÇİN,BEN KENDİM ÖYLE YAŞIYORUM SİZDE TAVSİYE EDERİM

  12. Metin said,

    Nisan 30, 2007 10:11 pm

    sayın merve hanım,
    önce iltivatlarınız için teşekkür ederim. hemen hemen tüm dinlerin ortak paydasında adam öldürmemek, zina yapmamak, hırsızlık etmemek vs gibi herkezin hem fikir olacağı bir takım kurallar var ve bunlar tek bir dinin söylemleri değil. evet bizlerin ömrümüz boyunca sorumlulukları var. işte bu sorumluluklar bana göre biz insanlara karşı, doğaya karşı. kendi neslimize hangi dinden olursa olsun zulum ve eziyet etmemek, çocuklarımıza, toplumumuza, büyüklerimize, doğaya karşı sorumluyuz. bunları yerine getirmek içinde günahtan, cehenlem korkusundan yada cennet hediyesinden dolayı değilde insan olmanın gereği yapmamız gerektiği için yapmalıyız. kanunlar, dini öğretiler bunları belirler ve zorlarsa insanlığımızın önemi ve anlamı nerede kaldı. illaki bunlara saygısı olmayan insanlar varsa bunlar ruhen sağlıklı olmayan insasanlardır ve çağdaş yasalarla toplumdan uzaklaştırılırlar. yoksa cezasını öbür dünyaya havale ederek bu toplum zararlısı insanların toplum içinde dolaşmasına izin verilmez. dünyanın yaşı 5 milyar yıl. bu süreç 5 rakamının küçüklüğü ile sınırlı değil, yola attığımız bir taş bile değil 5 gün, 5 saat içinde bile doğa kurallarına göre değişime uğruyor. toprak olmaya başlıyor mesela. günümüzde ortalama 2 milyon canlı türü var ve bu sürece varınca ya kadar biliyormusunuz nekadar canlı türü ortadan kaybolmuş dinazorlarda olduğu gibi. tam bu rakamın iki katı yani bu güne gelene kadar bu 2 milyon türe ilave olarak tam 4 milyon türde yok olmuş. neden yok olmuşlar ortama ayak uyduramadıkları için, size basit bir örnek vereceğim konunun iyi anlaşılması için günümüzde bazı insanların hücreleri hiv vürüsünü içine almıyor. yani bu insanlat aids hastalığına yakalanmıyorlar hücrelerinde ki olumlu bir değişim bir mutasyonun ürünü olarak bir an için aids hastalığının insanların neslini tehdit eder duruma geldiğini düşünelim işte bu farklı insanlar hayatta kalacaklar hiv virusunun hücrelerine girmesini farklılığını taşıyan bu insanlar yeni ve hiv’e dayanıklı insanların oluşmasına neden olacaklar. evrim işte böyle bir şey. akılda işte bu ve benzeri mekanizmalarla ortaya çıkmış. bana kalırsa olumsuz bir mutasyondur çünkü dünyayı bu akıl öldürüyor. küresel ısınma, savaşlar vs. sonra doğada da bir mükemmellik yok sadece halıhazırdaki ortama ayak uydurmayı başarabilmiş türler yaşıyor. eğer herşey mükemmel olsa veya bir güç tarafından mükemmel dizayn edilmiş olsaydı, insanlar kanser olmazdı, birbirlerini kesmezledi, doğa kendinin ölümüne neden olan küresel ısınmayla baş etmesini becerirdi bakın yok oluyor. dinazorlar yok olmazdı mesela. gelelim bilime elbetteki teknolojinin gelişmesi ile bilimsel veriler değişeçek. bilimsel düşünce tarzında çeşitli katekoriler vardır. örneğin bilimsel kanunlar newton’un yerçekimi kanunu gibi. bunlar değişmez, değişenler hipotezlerdir. onlarda teknoloji ilerledikce deşişecektir. taki kanunlaşana kadar. ama şu kesindir ki bilim hicbir zaman için ezbere iş yapmaz. yaptığı iş gözleme, deneye, hatta düzeltmek lazım tekrarlanabilen deneylere dayanır. bilim hiçbirzaman vahiy değildir. pozitif bilimi felsefeyle karıştırmayın. insanların benden farklı düşünmeleri beni rahatsız etmiyor. insanlar istediklerine inanmalılar. 6 milyar insanın 1,5 milyarı hiristiyan 1 milyarı müslüman, rakamını bilmiyorum bir kısmı budist, ateist, taşa toprağa tapanlarda var. bu bir çeşitlilik. tabiki bu çeşitlilik olmalı ve ben buna saygı duyuyorum. bundan rahatsızda olmuyorum. ben bu tartışmayı başlatmadım. adem ile ilgili internette araştırma yapıyordum buraya rastladım ve birde benim gözümle insanların bu konuya bakmalarını istedim. bakın iyide oldu birbirimizden faydalanıyoruz. size budistlerin bir hikayesiyle veda etmek istiyorum. sanırım bu hikayede herşeyin özeti var. bir filin etrafına 7-8 tane körü toplamışlar ve fili tarif etmelerini istemişler. kimi kör filin bacağını yakalmış fil ağaç gibidir demiş, kimisi hortumunu yakalamış ve boru gibidir demiş, kimisi kuyruğunu yakalamış ve kamçı gibidir demiş. ben işte bunu yapmıyorum. körler gibi davranmıyorum. gözümü açıyorum ve fili öyle tarif etmeye çalışıyorum. eğer hakikaten fil herkezin tarif ettiği gibiyse tarifler doğruysa o zaman onu kabul ediyorum. yani başkalarının tarifine göre değil, kendi tarifimi onlarla karşılaştırarak. sanırım bir şeyler söylerken yanlışlar yapmadım.
    saygılarımla

  13. Funda said,

    Mayıs 10, 2007 10:52 pm

    ya benimde bi sorum var simdi h.z ademle.h.zti havva dünyada ilk insanlrdi dimi??peki ya inasnlar nasil illerledi yani diyleim cocuklari oldu peki ya cocuklari birbirileriyle evelndimi napti anlmyiorum orasini gerci annem anltti ama anlmdim siz bana cvp verirseniz cok sevinrim gerci rehberlgiye gidiyrum ablalara feytullah diyolar gerci onu demkkde sacma cok seyler ögrendim ama onu bi türlü sormaya cesarte edemdim ynai nebilim

  14. Hakan said,

    Mayıs 18, 2007 2:16 am

    Metin bey, Lütfen düsüncelerinizle imani olan insanlari yaniltmayin. Sizin düsünceniz su anda varolan Budistlerde de var. Budistler 70 li yillarda avrupada Hippi ünvani altinda cogaldiginda onlarda insanin maymundan olustugunu öne kosuyorlardi. Darvin simdi bu teoriyi buldugu icinde tanrimi olmus oluyor. Sizin anlattiklariniz Kur-an’i Kerim’in icerisinde yaziyor. Okudunuzmu bilemiyorum ama, okuduysaniz da anlayamamissiniz.
    Bakiniz alttaki surede söz edildigi gibi delil gösterilsin. Dünyanin yasi bile tahmini olarak öne sürülürken nasil olurda kalkip diyebilirler ki demir isleme i.ö. 1300 yilinda bulunmus. Bunlarin hepsi iblisin oyunudur. Iblise kendilerini coktan bagislamis kisilerin yazdigi vesfeselerdir.

    286 ayetten olusuyor ama ben sadece 24 ünü yaziyorum.

    BAKARA SURESI
    1. Elif Lâm Mîm.
    2. Bu, kendisinde süphe olmayan kitaptır. Allah’a karsı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir.
    3. Onlar gaybe inanırlar, namazı dosdogru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdigimizden de Allah yolunda harcarlar.
    4. Onlar sana indirilene de, senden önce indirilenlere de inanırlar. Ahirete de kesin olarak inanırlar.
    5. Iste onlar Rab’lerinden (gelen) bir dogru yol üzeredirler ve kurtulusa erenler de iste onlardır.
    6. Küfre saplananlara gelince, onları uyarsan da, uyarmasan da, onlar için birdir, inanmazlar.
    7. Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemistir. Gözleri üzerinde de bir perde vardır. Onlar için büyük bir azap vardır.
    8. Ýnsanlardan, inanmadıkları halde, “Allah’a ve ahiret gününe inandık” diyenler de vardır.
    9. Bunlar Allah’ı ve mü’minleri aldatmaya çalısırlar. Oysa sadece kendilerini aldatırlar da farkında degillerdir.
    10. Kalplerinde münafıklıktan kaynaklanan bir hastalık vardır. Allah da onların hastalıklarını artırmıstır. Söyledikleri yalana karsılık
    da onlara elem dolu bir azap vardır.
    11. Bunlara, “Yeryüzünde fesat çıkarmayın” denildiginde, “Biz ancak ıslah edicileriz!” derler.
    12. Ýyi bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir. Fakat farkında degillerdir.
    13. Onlara, “Ýnsanların inandıkları gibi siz de inanın” denildiginde ise, “Biz de akılsızlar gibi iman mı edelim?” derler. Ýyi bilin ki, asıl
    akılsızlar kendileridir, fakat bilmezler.
    14. Ýman edenlerle karsılastıkları zaman, “Ýnandık” derler. Fakat seytanlarıyla (münafık dostlarıyla) yalnız kaldıkları zaman,
    “Süphesiz, biz sizinle beraberiz. Biz ancak onlarla alay ediyoruz” derler.
    15. Gerçekte Allah onlarla alay eder (alaylarından dolayı onları cezalandırır); azgınlıkları içinde bocalayıp dururlarken onlara mühlet
    verir.
    16. Ýste onlar, hidayete karsılık sapıklıgı satın almıs kimselerdir. Bu yüzden alısverisleri onlara kâr getirmemis ve (sonuçta) dogru
    yolu bulamamıslardır.
    17. Onların durumu, (geceleyin) ates yakan kimsenin durumuna benzer: Ates tam çevresini aydınlattıgı sırada Allah ısıklarını yok
    ediverir de onları göremez bir sekilde karanlıklar içinde bırakıverir.
    18. Onlar, sagırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Artık (hakka) dönmezler.
    19. Yahut onların durumu, gökten yogun karanlıklar içinde gök gürültüsü ve simsekle saganak halinde bosanan yagmura tutulmus
    kimselerin durumu gibidir. Ölüm korkusuyla, yıldırım seslerinden parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Oysa Allah, kâfirleri çepeçevre
    kusatmıstır.
    20. Simsek neredeyse gözlerini alıverecek. Önlerini her aydınlatısında ısıgında yürürler. Karanlık çökünce dikilip kalırlar. Allah
    dileseydi, elbette onların isitme ve görme duyularını giderirdi. Süphesiz Allah her seye hakkıyla gücü yetendir.
    21. Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet edin ki, Allah’a karsı gelmekten sakınasınız.
    22. O, yeri sizin için dösek, gögü de bina yapan, gökten su indirip onunla size rızık olarak çesitli ürünler çıkarandır. Öyleyse siz de
    bile bile Allah’a ortaklar kosmayın.
    23. Eger kulumuza (Muhammed’e) indirdigimiz (Kur’an) hakkında süphede iseniz, haydin onun benzeri bir sûre getirin ve eger
    dogru söyleyenler iseniz, Allah’tan baska sahitlerinizi çagırın (ve bunu ispat edin).
    24. Eger, yapamazsanız -ki hiçbir zaman yapamayacaksınız- o halde yakıtı insanlarla taslar olan atesten sakının. O ates kafirler için
    hazırlanmıstır.

  15. oğuzhan said,

    Mayıs 28, 2007 8:18 pm

    hakan arkadaşım çok guzel cev vermiş.sonuçta bunlar darvinizm den başka birşey değil bence çok yanlış bir yoldalar allah yardım etsin bu arkadaşlara iblis in en büyük vesveselerinden biri bence.bilim herzaman faydalı olmuyor muş demekki fazla kafayı yormamak lazım.son olarak yeni yetişen nesillerin aklını karıştırmak misyonerlikten başka birşey değil

  16. merve said,

    Mayıs 29, 2007 11:51 pm

    sayin orhan bey

    tartismanin anlamsizliginin bende farkindayim. ne benim cumlelerim o insanlari etkiliyor nede onlarin cumleleri beni. ben Allah a inaniyorum ,aslini soylemek gerekirse Allah i inkar etmenin cok daha zor oldugunu da biliyorum.bu insanlar gucunuzu nereden aliyorlar sadece onu merak ettim.ben hersabah neden uyandigimi , neden yasadigimi biliyorum .buda bana guc veriyor.bence bu huzur icin en saglam tas.

    yazdigim bazi seyleri biraz yanlis anlamissiniz galiba yada ben guzel ifade edememisim.ben bilimi yalanlamadim, fakat tarihte yanildigini hatirlattim. insanlar kesin olmayan bilimi kesinmis gibi kabul ediyorlar. ve ortaya “yanlis bilim ” cikiyor . yanlis olan aslinda bilim degil insanin yanilmasi..islamin bilime ne kadar onem verdigini kuran mealini okuduysaniz biliyorsunuzdur.
    bide su daga insan koyma konusunda bir sey hatirlatmaak istiyorum. hz ibrahimin hayatini okumusmuydunuz . O Allah i sadece düsünerek bulmustu.

    bence insan tarafsiz olamaz. bir tarafda durmak taraf tutmaktik ,ve insanlar bir yerde durmak zorunda…bir cok seyi kavramaya gücümüz yetmiyor.sadece önümüzdekileri görebiliyoruz ,ve bu yüzden bence tamaman tarafsiz olmak da imkansiz. tabi ki bu sadece benim suanki görüsüm.

    bence de saygili olmak cok önemli. bu konuda size katiliyorum
    saygilarimla

  17. ümmühan said,

    Mayıs 30, 2007 4:07 am

    “insan nereden gelir” sorusuna bilim ve din birbirine zit cevaplar vermislerdir.
    Bilim, insanin ortaya cikisini; basit hayat sekillerinden baslayarak bir sürecten gectigini izah eder. Bu anlayisa göre, insan, tabiatin kucaginda büyüyen, ondan ayrilamayan ve ona ait olan bir varliktir.
    Buna karsi din ve sanat, insanin yaratilmisligindan; Tanrinin bir fiili olan, gelismeye dayanmayan ani, sancili, faciali bir olaydan bahsetmektedir, insanin dünyaya atilisindan.
    Insanin; bir gelisme neticesi mi, yoksa yaratilisla mi ortaya ciktigi meselesi, böylece insanin kim oldugu; dünyanin bir parcasi mi, yoksa ondan ayri mi oldugu meselesine dönüsür.
    Darwin, konusan, dik yürüyen ve alet yapan bu mahlukun, tabii ayiklanma ve hayatta kalma mücadelesinin neticesi olarak, yakin hayvan atalarindan gelistigini gayet mantiki bir tarzda acikliyor. Bu sürecin tasvirini, biyoloji canli dünyanin tüm sekillerinin ilk sekillere; bunlarin ise, moleküler güclerin oyununa irca edildigini göstermek suretiyle tamamlayacaktir. Hayat, suur ve insan ruhu gercek olarak mevcut degildir. Bunlar sadece bu niteliksiz güclerin karsilikli eyleminin karisik görünümüdür. Ayritilamayan bir insani cevher aslinda yoktur.
    Simdi bu acik ve anlasilir olan bu semadan sonra, Michelangelo`nun kilisedeki “cennetten kovulma”dan, “korkunc mahkeme”ye kadarbir süreci resimlerle bize sunar. Yunan trajedileri, Dante`nin cennet ve cehennem vizyonlari, zencilerin ruhani sarkilari, Shakespeare`in dramlari,..vs. nin darwinci insanla hic alakasi yoktur. Canli varlik ile tabiat arasindaki bir madde degisimiyle aciklanan bir mevcudiyetin dramla ne isi olabilir? Bu evrensel korku nereden geliyor, eger hayat ve insan “tabiat ana”nin kucaginda dogmuslarsa? Bu sorular bize bilmin cizdigi dünya resminin tamamlanmamis ve yetersiz oldugunu gösteriyor.
    Bu sebeple Darwin ve Michelangelo`nun iki apayri anlayisi; birbirine zit, birbirini hicbir zaman yenemeyecek iki gercegi temsil ediyor. Bunlardan biri inkar edilemeyecek sayisiz gercege dayanmakta, öteki ise bütün insanlarin kalbinde yazilmis bulunmaktadir.
    Hayvanin icgüdüleri vardir. Bunlarin hepsi maksada, tabiat ananin kurallarina uygunluk prensibinin harikulade örnegidir. Mesela avlandigi zaman tamamen mantiki ve rasyonel hareket eder.
    Insanin ise ahlaki özellikleri ve faydaya dayanmayan ahlaki vardir. Mesela tarih öncesi insanin hayatinda oldugu kadar medeni insanin hayatinda da din, büyü, oyunlar, kurban sunmak, tabular, ahlaki yasaklar gibi hayvan aleminde hic izi olmayan özellikleri vardir.
    Demek ki insan, tabiatin bir cocugu gibi hareket etmeyip tabiatin icinde bir yabanci gibi hareket etmistir. Onun temel hissi korkudur, ama bütün hayvanlarin hissettigi biyolojik korku degil. Bu korku manevi, kozmik ve ezelidir ve varligin sir ve muammalari ile ilgilidir. Icinde merak, hayret, hayranlik, memnuniyetsizlik bulunan bir korkudur bu.
    Ic hayata ait bir dürtüyle bakislari hayranlik olsun, korkuyla olsun, göklere cevirme fenomeni-ki hayvana tamamen yabancidir- mantiki ve izahtan mahrum kalmakta ve harfiyyen “gökten gelmis” görünmektedir.
    Insanin anladigi manada güzellik ve estetik hayvanlarda yoktur. Buna karsi ilk insanlar resim ve oyma isleri yapmislardir. estetik heyecanin bir neticesi olan resimleri magara duvarlarinda, kemik ve boynuz üzerinde bulunmustur. Yanlis yönlendirilen dini ilhamla insanlar heykeller ve putlar yapmislardir. Böylelikle sanatin din icinden, yani insanin “kaybolmus bir dünyayi arayisi”ndan ortaya ciktigini görebiliriz.
    Bir zamanlar Darwinìn sayesindeinsan konusuna bir cözüm getirildigi saniliyordu, tipki kaint hakkind Newton`un bir doktrin ortaya koyduguna inanildigi gibi. Fakat Newton`un mekanikci kainat tasavvuru bazi gercekleri aciklayamadigindan dolayi nasil tutunamadi ise, Darwin`in teorisi de ayni sebepten “izafi” sayilmaya mahkumdur. Bu teori, insanin dini safhasini aciklayamadigi gibi uygarlikla ilgili olgulari bile aciklamaktan aciz kaliyor. Maddi bakimdan hali düzelince insan neden daha az memnun olur, Maddi standart yükselince, psikolojik standart neden düser, intihar olaylari ve ruhi bunalim vakalari neden artar? Veya, evrimin baslangicindan sonuna kiyasen neden daha fazla insaniyet vardi?, …Darwin`le Newton´u bir defa tanidiktan sonra, insan akli, onlarin acik ve sayani görüslerini kolay kolay terkedemez. Newton`un dünyasi sürekli, mantikli, istikrarli oldugu gibi, Darwin`in insani da tabii, basit ve öngörülür mahiyettedir. Fakat Newton`un hayalini Einstein yikmistir; burada ise, simdi karamsar felsefe ve uygarligin basarisizligi ayni seyi yapiyor.
    Acaba hayati olusturabilir miyiz? Cevap: Eger hayati anlayabilirsek, yapariz.
    Andre George 1950`de “Nouvelles Litterraires” dergisinde yaptigi bir ankette, “hayat nedir?” sorusuna biyolog, doktor, operator ve fizikcilerden “tereddüt ve bilinemezlik” cevabini aliyor. “Vücudumuzun, onun beslenme, sinirsel ve ruhi enerjisinin teskilati neye dayaniyor? Hala kavramis degiliz…Fizik ve kimya kanunlari ancak cansiz maddeye tamamen, insana ise kismen tatbik edilebilir. 19. asrin hayallerinden, dogmalarindan ve maalesef bircok filozof ve doktorun hala inanmadigi insan özü hakkindaki o cocukca fiziko-kimyevi mefhumlardan kurtulmamiz gerekir.” Alexis Carrel
    Hayat fenomen degil, mucizedir.
    Su paradoks nasil izah edilebilir: Kazilar sirasinda karsilikli münasebeti bulunan ya da bir gayeye uygun iki tasa rastlandiginda, bunlarin cok eski zamanlarda yasamis insanlarin eseri oldugu kanaatine variriz. Fakat bu taslarin yaninda bir insan kafatasi bulubursa, o zaman kafatasinin suur sahibi bir varligin eseri oldugu tasavvuruna yanasmak bile istemeyiz. O kadar mükemmel bir sekilde yapilan kafatasi veya iskelet, aklin yahut suur olmadan tesadüfen olusmus(!) Gözlerimiz, beynimiz, burnumuz, ayaklarimiz, ellerimiz,… hersey! mükemmellik yokmus(!) Allah`i inkar etmekte insan ne kadar inatcidir, degil mi?
    Modern insanin dar kafaliligi en fazla kendini herseyin anlasilabilir oldugu kanaatinde kendini gösteriyor. Akilliligi, bilgisi ve bilgi olarak telakki ettigi bilgisizliginin bir toplamidir.
    Sanat, felsefe ve dinin asil manasi, insanin dikkatini muammalara, sirlara ve sorulara cekmekte yatmaktadir. Bu ise suurumuzun uyanmasi demektir. O da cok defa bilmek ve tanimak dogrultusunda degil, fakat farkinda olmadigimiz bilgisizligimizin bir uyanisidir. Cahil ile bilge arsindaki o sonsuz fark iste buradadir. Her ikisi de önemli bir mesele hakkinda az sey bilirler, ne var ki cahil bilgisizligini bilgi sanar ve hersey ona asikarmis gibi davranir. Velhasil, o, problemi yani mucizeyi görmez. Cahillerin kendilerinden cok emin olmalari karsisinda bilgeler hamletvari hareket ederler, bu husus cahillere bazen bariz üstünlük saglar.
    Sirrin varligini görmezlikten gelmek pratik ateizmin bariz özelliklerindendir. Bu tip insan hicbiryerde sir görmez, hayret etmez, bilinmeyenden korkmaz, yani ruhla yasamaz. Buna ragmen problem ortaya cikarsa ona ad verir ve cözümlendi diye kendini kandirir.

    Ayrintili okumak isteyenler : Aliya Izzetbegovicin, dogu ve bati arasinda islam kitabina basvurabilirler. umarim sorunlara cevap vermistir.
    Her samimi adim dogruya bir yönelistir.
    selamlarla
    ümmühan

  18. ORHAN said,

    Haziran 2, 2007 2:26 pm

    sayın merve hanım

    Ben tarafsız derken şunu kastettim bugün dünyada örneklerini görüyoruz insanlar bişeylerden taraf olmuşlardır ama sonuçta kazanan yoktur olunması gereken taraf bence tarafsızlıktır YANİ OBJEKTİFLİK peki herkes bir tarafa gitsin sonuç ne olacak biliyomusunuz ayırmcılık ırkçılık işte dünyada bu yüzden yaklaşık 150 ülke var 4 ana din ve diğer bilmediğimiz dinler işte bunlar insanların tarafsız olmamasından kaynaklanıyor eğer herkes tarafsız olsaydı işte o zaman herkes bir tarafda olcakdı ve bunun sonucunda insanlar arasında ne farklı kültürler ne farklı inanışlar ne de farklı ırklar oluşacaktı diyeceksinizki bunun olması mümkün değil aslında mümkün ama insan doğanın bir parçası olduğu için doğadan ayrık yaşayamıyor yaşsaydınız ne suya ne bi meyveye ne bi sebzeye ihtiyaç duyardınız yani insan doğa olmadan yaşayamaz bu yüzden her yerin farklı ekolojik dengesine göre insanlar şekiller almıştır örneğin sıcak bir ikilimde yaşan insan kısa giyinirken soğuk bir iklimde yaşanyan insan kapalı giyinir işte bunun sonucunda bu iki türde ki insanlar birbirlerini yadırgarlar çünkü doğanın insan üzerinde mecbur kıldığı bir giyim tarzı bile kültür haline getirilmiş o insan topluluğunu bir ırk halini almasını sağlamıştır İŞTE CAN ALICI NOKTA BU EĞERKİ İNSANLAR AYNI KOŞŞULLARDA YETİŞİP AYNI KÜLTÜRÜ ALSALARDI İŞTE O ZAMAN HERKES BİR TARAF OLACAKTI ŞİMDİ BUNUN ÖRNEĞİNİ KÜRESEL DÜNYA MANTIĞIYLA YAŞIYORUZ GİDİN BAKIN DÜNYANIN HERYERİNDE KOT PANTOLON GİYEN VE HANİ DERİZ YA AMERİKAN TARZI DİYE HERYER AMERİKA GİBİ OLMUŞTUR Kİ DÜNYA KÜRESELLEŞTİKÇE DİĞER KÜLTÜRLER DAHADA YOK OLACAKTIR BUNUN SONUCU OLARAK DÜNYA TAM BİR KÜRESEL HAL ALDIĞINDA İNSANLARIN DİN İNANCIDA TEK BİR İNANCI ORTAYA KOYACAKTIR YADA HİÇ DİN İNANIŞI OLMAYACAKTIR DÜNYADA HERŞEYDE ORTAK YANDA BİRLEŞME MEYDANA GELDİĞİ ZAMAN İŞTE BU SORULARIN CEVAPLARIDA BELKİ MEYDANA ÇIKACAK BİZ İNSAN TÜRÜ ŞURDAN GELDİK VE ŞU İNANIŞA TABİYİZ DİYE AMA BURDA YİNE BİR PÜF NOKTASI VAR TÜM İNSANLAR BİRLEŞİP TEK BİR ŞEYE İNANSADA ONUN % 100 OLDUĞU İSPATLANMADIKÇA BUNA İNANAN TÜM DÜNYA BİLE OLSA YANLIŞLARA İNANACAKDIR O YÜZDEN BU TARTIŞMADAKİ NOKTADA BU İNSANOĞLUNUN NERDEN GELDİĞİNİN GERÇEK İSPATI ve inanın bütün dünyada ki soruların ve bütün dünyadaki olayların herşeyin cevabı İNSANOĞLUNUN NERDEN GELDİĞİNİN CEVABI OLACAKTIR

  19. kader said,

    Haziran 17, 2007 4:23 pm

    ÇOK GÜZEL OLMUŞ
    ÇOK BEYENDİM

  20. metin said,

    Haziran 19, 2007 5:21 pm

    Tüm Arkadaşlara,
    bana karşı verilen cevapların çoğunda imanı olan insanları yanıltmamam, imanları sarsmamam söyleniyor. öncelikle bu yanılgıya cevap vermek istiyorum böyle bir amacım yok. herkez aklı başında, kendi analizlerini kandi bilgi, görgü, eğitim ışığında yapacak ve sonuca varacaktır. benim yapmak istediğim bu konuya birde bu bakış açısından yaklaşılmasını sağlamaktan ibaret. akşam yatağınıza yattığınızda “ya doğru bildiklerim yanlışsa?” diye hiç soruyormusunuz. acaba toplumun çoğunluğunun inandığı herşey doğrumu? acaba analarımızdan babalarımızadan miras olarak aldığımız doğrular gerçekten doğrumu? acaba gerçekten doğru olduğuna inanmadığımız halde sırf ihtiyaçtan dolayı doğruymuş gibi mi davranıyoruz. acaba gerçeten yanlışsa böyle bir şey yoksa içinde bulunduğumuz yaş kadar hayatımızı boşamı geçirdik. bilmem kaç asırlık inanışlarla hayatımızı mı yönlendirdik. hayatı yaşayamadıkmı. birde şunu sorun kendinize. neden daha fazla yaşamak için doktora gidiyorsunuz? neden ölmemek için kazaları belaları engellemek için önlemler alıyoruz? neden var olduğuna inandığımız allahın kanunlarını 1400 yıllık bir süreçte askıya almışızda yerine insan yapımı kanunları koymuşuz. bu soruları birazdan ben cevaplayacağım ama lütfen akşam yatağınıza yattığınızda sizde düşünün ve cevaplayın. hiç olmassa bundan sonraki ömrünüzü kurtarmak için.
    bundan 1400 yıl önce kutsal ve allah ürünü olduğu iddia edilen bir dini yaşıyoruz toplumca. bu din asrı saadet denilen ve 4. halife Ali’nin öldürülmesiyle orjinalliğini koruyamamış. 2007 ye gelindiğinde sadece imanlara hapsedilmiş, sadece ibadete indirgenmiş. allahın olduğu iddia edilen kanunlarının yerine (boşanma, miras, hırsızlık, adam öldürme, dinden çıkma, homoseksülleiğin cezaları vs) insanların ihtiyaçlarına cevap veremediği için insanlar kendi kanunlarını koymuşlar. insanlar ementüyü (hayrın ve şerrin allahtan geldiğine iman), kaderi unutmuş doktor doktor hastralıklarına çare aramış. hepimizin imanı yerindemi? allah faizi yasaklamış faizi bilebile almışız almayada devam ediyoruz. erkeğin 4 kadınla evlenme yetkisini bir hikaye gibi karşılıyoruz, kadınlarımıza bunu sorsanız hoplarlar olur mu diye. ama bir gerçek. nerede imanımız. bizler kolay kahramanlarmıyız sadece kelimelerdemi müslümanlığımız yoksa imanımızmı zayıf, yoksa allahın düzeni ihtiyaçlarımıza cevap vermediği için mi zap zayıf bir iman taşıyoruz. yazdıklarıma birsürü cevap yazılacaktır, demoğojiler yapılacaktır, bahaneler bulunacaktır. ama bunlardan inanın bana yazanlarda tatmin olmayacaklardır. çünkü onleda biliyorlarki islam, başta ülkemizde olmak üzere ezici çoğunlukta, cumaya gitmek, kurban kesmek, namaz kılmak, oruç tutmaktan başka bir anlam taşımamaktadır. bunun nedenide birinci derecede islamın kendisinde aramak gerekir. eğer insanların ihtiyaçlarına cevap verebilseydi buğün 6 milyar dünya vatandaşı müslüman olacaktı. olmuyor çünkü ilgilerini çekmiyor. müslüman olan yeni nüfus doğumla ortaya geliyor yani miras müslümanı. anasının babasının ve toplumunun doğru bildiğini o da doğru biliyor birde buna inanma güdüsünü katarsanız oldu bitti.
    yukarıdan beri konuşulanları insanlar o kadar basite indirgediki. o da darvinizm. evrim ayrı bir konu, bunun oluşumunu açıklayan teoriler ayrı konu.evrim bir gerçek, çünkü ellle tutulan gözle görülen kanıtlar var ortada fosiller gibi, yok olan türler gibi. ama bunu darwin ve değişik bilim insanları tam açılayamamış olabilir bununun olması evrimin olmadığının kanıtı değildir. ileride evrim mekanizması mutlaka 4/4 lük açıklanacaktır bu sadece bir zaman meselesidir. ama bu satırları okuyan arkadaşlarım ömrünüz gidiyor eninde sonunda atomlarımız doğada başka canlı yada cansızların bedenine geçecek. 7 yy öğretisi ile bu ömrü harcamayın. lütfen biraz düşünün allahın var olduğuna dair imanımızdan başka neyimiz var? ya yoksa!

  21. devrim hormekoğlu said,

    Temmuz 12, 2007 8:30 pm

    ben bilmem

  22. ORHAN said,

    Temmuz 19, 2007 11:05 pm

    Tekrarlıyorum ve sadece şunu söylüyorum bu konudan daha ileri bir konu yok DÜNYADA VE EVRENDE aslında ANA konu bu ve diğer DÜNYADA VE EVRENDEKİ bütün konular sadece bu konun alt başlıkları niteliğindedir

    Konu ise Şu : DÜNYADAKİ TÜM SORULARA CEVAP TÜM OLAYLARA ÇÖZÜM OLACAK TEK ŞEY

    INSANOĞLUNUN NERDEN GELDİĞİNİN % 100 CEVABI OLACAKTIR

    1 – NEREDEN GELDİK ?

    Cevabı : Sadece herkes babasının enesi ile cinsel birleşmesi sonucu anasının karnından çıktı ama ilk baba ve annenin kimin karnından çıktığı belli olmadığı için bunun cevabı da bulunamadı

    2 – NERELERE GİDİCEZ ?

    Cevabı : Herkes Bir gün hastalık kaza vs. gibi nedenler veya bedensel ömrünü tamamladığı için gidecek fakat gidenlerden geri dönüp bunu cevaplayacak kimse bugüne kadar olmadığı için cevabı yok

    Bunun üstüne daha bir şey yazan olursa lütfen ana konu hakkında yazı yazsın alt başlıkları boşuna yazıp zaman kaybetmeyin baya bir derin düşünün düşünüp bulan olmadı bugüne kadar hatta bilimsel araştırmalar yapıp da bulan olmadı belki siz bulursunuz ama bulduğunuz şey % 100 değilse buna tüm dünya bile inansa yine yanlışlarla yaşamaya devam edersiniz
    1 – YA DÜŞÜNÜP BULUN
    2 – YADA HERŞEYİ OLDUĞU GİBİ KABUL ETMEYE DEVAM EDİN
    3 – YADA CANINIZ NASIL İSTİYOSA ÖYLE YAŞAMAYA DEVAM EDİN….. ….

  23. ali can said,

    Ağustos 5, 2007 10:47 pm

    hakan adlı arkadaş Kur’an’ın bir bölümünü yazdı. peki orhan ve metin adlı arkadaşlar bunun hakkında ne diyecekler. Madem bu kadar bilgililer ve bilim her şeyi söylüyor açıklıyor. o zaman bir tane de bilim adamı Kur’an a benzeyen bir şeyler yazsın (haşa ) bizleri inandırsın. sizce Kur’an 600 lü yıllarda bir insanın yazdığı sıradan bir kitap mıdır? matbaanın olmadığı devirlerden günümüze kadar tek bir harfi değişmeden gelmiş bir kitapta muhakkak ki Allah’ın hikmeti vardır. ben hiç bir bilgisi olmayan sıradan bir lise öğrencisiyim. ama aklım ve mantığımı kullanarak bir şeyin evrim geçirdiğine inanamıyorum. madem evrim var şu ana kadar ben niye evrim geçiren bir şey görmedim. hiç bir yazılı belge de de şu canlı şu devirde evrim geçirdi diye bir ibare yok. ispatı yok. okuma yazma bilmeyen Hz. Muhammed(s.a.v.) böyle bir kitap yazıyor da profesör olmuşsunuz o kadar kitap okumuşsunuz nerede böyle bir kitap. milyarları peşinden sürükleyebiliyor mu? ben tabii ki milyarlar buna inanıyor diye inanmıyorum. kendi aklıma ve mantığıma uyduğu için inanıyorum. size göre akılsız da olabilirim mirasçı da. ama şu da var ki ben bir günahkar kul olarak hiç inanmayan inkar eden birini görmemiştim. bu düşünceleriniz bana gerçek bir ibret vesilesi oldu. sizin fiziğiniz kimyanız gezegenlerin güneşin nasıl durdukları yerde durduğunu açıklayabiliyor mu? tesadüf eseri durduklarına inanmaktansa görmediğiniz size göre belki de olmayan (haşa) Allah’a inanırım çok daha iyi olur. belki dilleriniz kalpleriniz mühürlenmiş olabilir ama siz yine de Kur’anı Kerimin mealini baştan sona bir okuyun sonra da bilim kitaplarını okuyun hangisi daha iyi geliyorsa ona inanmaya devam edin ama burda bilgisiz insanları da etkilemeye çalışmayın.
    1 – YA DÜŞÜNÜP BULUN
    2 – YADA HERŞEYİ OLDUĞU GİBİ KABUL ETMEYE DEVAM EDİN
    3 – YADA CANINIZ NASIL İSTİYOSA ÖYLE YAŞAMAYA DEVAM EDİN…..


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s